HÜDA PAR Milletvekili Dinç'ten 'fon vurgunu' açıklaması: Soruşturmanın şeffaf yürütülmemesi soru işaretlerini artırıyor

HÜDA PAR Mersin Milletvekili Faruk Dinç, yüz binlerce yatırımcıyı mağdur eden fon vurgununa iştirak ettiği iddia edilen kişiler ve gruplarla ilgili soruşturmanın yeterince şeffaf yürütülmemesinin, kamuoyundaki soru işaretlerini ve spekülasyonları artırdığına dikkat çekti.

04 Kas 2026 - 18:55 YAYINLANMA

HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Faruk Dinç, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında; yüz binlerce vatandaşı mağdur eden fon vurgununa, Meclis’e sunulması gündemde olan 13. Yargı Paketi’ne, emekliler ile asgari ücretlilerin geçim sıkıntısına, “Millî” gün kutlamalarında sergilenen gösterilere, eğitim desteğine, Mekke İttifakı üyelerinin İran ziyaretine ve siyonist terör rejimindeki sözde seçimlere dair değerlendirmelerde bulundu.

“13. Yargı Paketi, ertelenen sorunlara kalıcı çözümler üretmelidir”

Meclis’e sunulması gündemde olan 13. Yargı Paketi’nin, önceki paketlerde ertelenen ve toplumun uzun süredir çözüm beklediği temel sorunlara kalıcı çözümler üretmesi gerektiğini belirten Dinç, yargının ağır işleyişi, süresiz nafaka mağduriyeti, karmaşık infaz rejimi ve aile içi uyuşmazlıklar gibi kronikleşen alanlarda adil, eşit ve yapısal reformların hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.

“Süresiz nafaka meselesi artık ertelenmemelidir”

Reform beklenen dört yapısal sorunu sıralayan Dinç, şöyle konuştu:

“Birincisi; yıllarca süren davalar, yargının ağır işleyişi ve adalet duygusunu zedeleyen kararlar ciddi mağduriyetlere yol açmaktadır. Yargının hızlı, etkin ve adil işlemesini sağlayacak köklü idari, teknik ve yapısal düzenlemeler hayata geçirilmelidir. İkincisi; yıllardır çözüm bekleyen süresiz nafaka meselesi artık ertelenmemelidir. Tarafların ekonomik durumunu, evlilik süresini ve hakkaniyet ilkelerini gözeten; nafakada makul süre ve ölçülülük esasına dayanan adil bir düzenleme yapılmalıdır. Üçüncüsü; karmaşık ve çoklu infaz rejimi, eşitlik ilkesini zedeleyen ciddi mağduriyetler üretmektedir. Cezaevlerindeki yoğunluk da dikkate alınarak hukuki öngörülebilirliği sağlayan, benzer durumdaki hükümlüler arasında eşitsizlikleri gideren, tek, eşit ve adil bir infaz sistemine geçilmelidir. Dördüncüsü; aile içi uyuşmazlıklarda doğrudan kolluk ve yargısal süreçlere başvurulması, kimi zaman sorunları derinleştirerek aile birliğinde telafisi güç yaralar açmaktadır. Aile içi anlaşmazlıkların büyümeden çözülmesini sağlayacak, hukuki güvencelere dayanan aile hakemliği mekanizması hayata geçirilmelidir.  13. Yargı Paketi, sorunların bir kez daha ertelendiği değil; adaletin güçlendiği, mağduriyetlerin giderildiği ve kalıcı çözümlerin üretildiği bir reform paketi olmalıdır.”

“Emekliye ve asgari ücretliye reva görülen bu mu?”

Milyonlarca emekli ve asgari ücretlinin aldığı maaşla ayın sonunu getiremediğini ve vatandaşın sırtına yeni yükler bindirildiğini belirten Dinç, “En düşük emekli maaşı ve asgari ücret, insanca yaşamaya yetecek seviyeye çıkarılması gerekirken vatandaşın temel ihtiyaçlarını dahi karşılamaya yetmiyor. Bu durumu kabul etmek mümkün değildir.” diye konuştu.

“Kış kapıdayken faturaları pahalılaştırmak sosyal devletle bağdaşmaz”

Elektrikte devlet desteği sınırının 3 bin kilovatsaate düşürülmesini ve kış öncesi doğal gazda da kademeli fiyatlandırmaya geçiş adımlarını eleştiren Dinç, açıklamasına şöyle devam etti:

“Doğal gazda kademeli tarife uygulamasıyla tüketim limitini aşan abonelerin devlet desteği dışına çıkarılması, elektrikte ise yıllık destek kapsamındaki tüketim sınırının 4 bin kilovatsaatten 3 bin kilovatsaate düşürülmesi gündemde. Kış kapıdayken vatandaşın ısınma ve aydınlatma gibi temel ihtiyaçlarını karşılamasını daha da pahalı hâle getirmek hangi sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaktadır? Vatandaş tasarruf edemediği için değil, geçinemediği için zorlanıyor. Emekli aylığı ve asgari ücret artırılmalı; doğal gaz ve elektrik desteklerinin kapsamı da genişletilmelidir. Geçim derdi yaşayan milyonların karşısına yeni faturalar çıkarmaktan vazgeçilmelidir.”

Dinç, emeklinin maaşının, işçinin ücretinin ve vatandaşın geçiminin halkın birinci gündemi olduğunu belirterek geçim konusunun ertelenecek bir mesele olmadığını ve derhâl çözülmesi gerektiğini vurguladı.

“Fon vurgununun üzeri örtülmemelidir”

Eylül ayında patlak veren, yüz binlerce vatandaşı mağdur eden ve Borsa İstanbul'da trilyonlanca liralık sarsıntıya yol açan büyük fon vurgununa da değinen Dinç, kriz öncesinde tepe fiyattan satış yapan grupların yaklaşık 188 milyar liralık haksız kazanç sağladığına dikkat çekerek, adli ve idari süreçlerin kamuoyunun beklentisini karşılayacak açıklıkta yürütülmediğini vurguladı.

“455 bin kişi mağdur edildi, 188 milyar liralık haksız kazanç sağlandı”

Açıklamasında krizin boyutlarına ve küçük yatırımcının uğradığı zarara dikkat çeken Dinç, şu ifadeleri kullandı:

“Eylül ayında patlak veren fon krizinde 455 bin kişi mağdur edilmiş, krizin hemen öncesinde en tepeden satış yapan belli gruplar, yaklaşık 188 milyar liralık haksız kazanç elde etmişlerdir. Vurgunun ortaya çıkmasının ardından SPK'nın aldığı tasfiye kararları sonrasında fonlarda yaşanan değer kaybı 227,1 milyar lirayı bulmuştur. Ayrıca krizin patlak vermesiyle panik satışa geçen yatırımcılar, portföy yönetim şirketlerinin gerçekleştirdiği zorunlu likidite satışları, şişirilmiş fiyatların çöküşü ve yaşanan uluslararası güven kaybı, Borsa İstanbul'da trilyonlarca liralık değer kaybına yol açmıştır.”

“Geçim sıkıntısının zirve yaptığı dönemde kamuoyu infial halinde”

Ekonomik koşulların ağırlığına değinen Dinç, dar gelirli ve birikimini korumaya çalışan vatandaşların mağduriyetinin toplumda derin bir yara açtığını belirterek, “Hayat pahalılığının, geçim sıkıntısının ve ücretlerdeki yetersizliklerin had safhada olduğu bu dönemde, telaffuz edilmesi bile zor olan bu denli büyük bir vurgunun yapılmış olması kamuoyunda infiale neden olmuştur.” şeklinde konuştu.

Dinç, yaşanan fon vurgununun, sokağın yanı sıra medya ve siyaset dünyasında da en önemli gündem maddelerinden biri olmayı sürdürdüğünün altını çizdi.

“Soruşturma yeterince şeffaf değil, şüpheler büyüyor”

Gözaltı, tutuklama ve mal varlığı tedbirlerinin kamuoyu vicdanını rahatlatmaya yetmediğini belirten Dinç, “Soruşturmalar, tutuklamalar, mal varlıklarına konulan tedbir kararları birbirini izlemektedir. Ancak vurguna iştirak ettiği iddia edilen kişiler ve gruplarla ilgili soruşturmanın yeterince şeffaf yürütülmemesi, kamuoyundaki soru işaretlerini ve spekülasyonları artırmaktadır. Özellikle haksız kazanç elde ettiği, vurgunun gerçekleştirilmesine katkı sağladığı veya yaşananlara göz yumduğu öne sürülen kişi ve yetkili kurumlarla ilgili iddialar hâlâ gündemdeki yerini korumaktadır.” ifadelerini kullandı.

“Ucu kime dokunursa dokunsun hesap sorulmalıdır”

Kamuoyunda oluşan hassasiyetin de dikkate alınarak tavizsiz ve kararlı bir soruşturmanın yürütülmesi çağrısında bulunan Dinç, şöyle konuştu:

“Bu büyük vurgunun üzeri örtülmemeli, sorumlular kim olursa olsun mutlaka hesap vermelidir. Haksız kazanç elde edenler tespit edilmeli ve ucu kime dokunursa dokunsun olayın tüm boyutlarıyla aydınlatılması sağlanmalıdır. Bu, yalnızca adaletin gereği değil, aynı zamanda toplumun güven duygusunun korunmasının da temel şartıdır.”

“Eğitimde Maarif Kardeşliği Dayanışması kurulmalı"

Eğitim kurumlarında öğrenim gören yaklaşık 25 milyon öğrencinin ülke nüfusunun yüzde 29’unu oluşturduğuna dikkat çeken Dinç, maddi imkânsızlık ve manevi boşluğun hiçbir çocuğun eğitim hayallerine engel olmaması için devlet, yerel yönetimler, hayırseverler ve sivil toplum kuruluşlarının iş birliğiyle "Eğitimde Maarif Kardeşliği Dayanışması" kurulması çağrısında bulundu.

“Destek, okul öncesinden üniversiteye kadar sürdürülmelidir”

Okul öncesinden üniversiteye kadar uzanan süreçte kimsesiz, yetim ve ihtiyaç sahibi çocukların tüm ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğini ifade eden Dinç, “Kimsesiz, yetim ve ihtiyaç sahibi öğrencilerin kırtasiye, internet, bilgisayar, ulaşım ve kurs ihtiyaçları karşılanmalıdır. Bununla birlikte öğrencilerin ilim, irfan, ahlak ve hikmetle yetişmeleri sağlanmalı; onlara manevi destek sunacak hizmet ve ortamlar oluşturulmalıdır. Destek, okul öncesinden üniversiteye kadar sürdürülmelidir.” dedi.

“Bir çocuğun elinden tutmak, bir geleceği kurtarmaktır”

Ekonomik durumu iyi olan çevreler ile dar gelirli aileler arasında kurulacak köprülerin toplumsal bağları güçlendireceğine vurgu yapan Dinç, “Hiçbir çocuk maddi yoksunluk ve manevi boşluk yüzünden eğitimden mahrum kalmamalı; imkânı olanlarla ihtiyaç sahipleri arasında bir kardeşlik köprüsü kurulmalıdır. Bir çocuğun elinden tutmak, bir geleceği kurtarmaktır.” şeklinde konuştu.

Eğitim kurumlarında ve resmi törenlerde gerçekleştirilen “Millî” gün kutlamalarının içeriğine yönelik eleştirilerde bulunan Dinç, Millî Eğitim Bakanlığına acil düzenleme çağrısında bulundu.

“Kutlamalar millî ve manevi değerlerden kopuk olmamalıdır”

Kültürel değerleri gölgede bırakan ve kültür emperyalizmine zemin hazırlayan gösterilerden vazgeçilmesi gerektiğini ifade eden Dinç, şunları kaydetti:

“‘Millî’ günlerin kutlamalarında sergilenen bazı etkinlikler, tercih edilen kıyafetler ve Batı kültürünü merkeze alan gösteriler, millî ve manevi değerlerimizle bağdaşmamaktadır. Bir lisedeki sözde kutlamalarda, gençlere Alman valsi yaptırılması, bu anlayışın somut örneklerinden biridir. Oysaki millî günler, milletin ortak hafızasını ve bağımsızlık ruhunu yaşatmalı; kültürel değerlerimizi gölgede bırakan, dahası kültür emperyalizmine teşne olan gösterilere dönüştürülmemelidir.”

“Çocukların görsellere secde ettirilmesi ve beden teşhiri kabul edilemez”

Törenlerde çocuklara yaptırılan bazı ritüelleri ve kıyafet tercihlerini eleştiren Dinç, “Öte yandan küçük çocukların, velilerinin rızası gözetilmeden birtakım görsellere secde ettirilmesi ve bedenlerinin teşhir edilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Tören kıyafetlerinin maliyetinin ailelere yüklenmesi de mağduriyetlere neden olmaktadır.” şeklinde konuştu.

“Millî Eğitim Bakanlığı gerekli düzenlemeleri yapmalıdır”

Millî Eğitim Bakanlığına çağrıda bulunan Dinç, “Millî gün kutlamalarının temel ahlak kurallarını gözetecek, beden teşhirini engelleyecek, manevi ve kültürel değerlerimizi yansıtacak ve ailelere maddi külfet yüklemeyecek şekilde gerçekleşmesi için gerekli düzenlemeler Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yapılmalıdır.” dedi.

“Dış güçlerin askeri varlığı istikrar değil, savaş getiriyor”

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan temsilcilerinin İran ziyaretini bölgesel güvenlik için önemli bir adım olarak değerlendiren Dinç, “Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın üst düzey temsilcilerinin İran'a gerçekleştirdiği ziyaret, bölgesel barış ve güvenlik açısından önemli bir adımdır. Bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini ortak iradeyle sağlamaya yönelik girişimleri oldukça önemlidir. Bölgemizde dış güçlerin askerî varlığının istikrar değil, savaş ve kriz getirdiği ortadadır. Bu nedenle bölgesel savunma ve güvenlik iş birliği, somut adımlarla güçlendirilmelidir.” şeklinde konuştu.

“Yabancı askeri varlıklar bölgeden tasfiye edilmeli”

Bölge devletlerinin birbirlerine güvenlik teminatı vermesi gerektiğini belirten Dinç, şu çözüm önerilerinde bulundu:

“Bu yöndeki en önemli adım, başta ABD üsleri olmak üzere yabancı askerî varlığın bölgeden tasfiye edilmesi olacaktır. Bölge ülkeleri, topraklarını ve hava sahalarını birbirlerine yönelik saldırılarda kullandırmayacaklarına dair karşılıklı güvenceler vermelidir. Bölgenin güvenliği, dış güçlerin askerî himayesiyle değil, bölge devletlerinin egemenliğine dayanan diyalog, dayanışma ve ortak güvenlik mekanizmalarıyla sağlanmalıdır.”

“Sorun tek başına Netanyahu yönetimi değil, siyonist rejimin varlığıdır”

İşgal rejimindeki sözde seçimlerin ve siyasi aktör değişimlerinin bir yanılsamadan ibaret olduğunu dile getiren Dinç, “Siyonist terör rejiminde sözde seçimlerin ardından yeni yönetimin oluşturulmasına yönelik süreç devam ederken yaşanacak siyasi değişimin işgal ve soykırım politikalarında köklü bir dönüşüm sağlayacağı beklentisi gerçekçi değildir. Netanyahu'nun yerine başka bir ismin gelmesi, işgal politikalarının sona ermesinden ziyade, dünya kamuoyunun tepkisini azaltacak yöntemlerle, daha az görünür biçimde sürdürülmesi demektir.” diye konuştu.

“Bölge ülkeleri normalleşme arayışlarına bel bağlamamalı”

Sözde ateşkese rağmen Gazze'deki soykırımın devam ettiğine dikkat çeken Dinç, “Bölge ülkeleri, Netanyahu sonrası normalleşme arayışlarına bel bağlamak yerine Filistin meselesinin çözümünü öncelik haline getirmelidir. Zira bölgesel barışın önündeki temel engel, yönetimdeki isimler değil, katliam ve yayılmacılığı esas alan siyonist işgaldir. Kalıcı barış ve istikrarın sağlanması; işgalin sona erdirilmesine, saldırgan politikaların durdurulmasına ve Filistin halkının meşru haklarını güvence altına alan bir çözümün hayata geçirilmesine bağlıdır.” diye ekledi.

"Doğuda da ilik nakli merkezleri kurulmalıdır"

İlik nakliyle ilgili vatandaşların kendilerine ilettiği problem ile ilgili Dinç, "Güneydoğu Anadolu bölgesinde, özellikle Diyarbakır, Van, Hakkari, Şırnak, Batman, Mardin, Erzurum'a kadar o bölgede maalesef lösemi veya diğer ağır hastalıklardan ilik nakli gerekecek özellikle çocukların kilometrelerce uzaklıkta, başka illere gitmek zorunda kalıyorlar. En yakın olan Gaziantep ve Malatya'dır. Ancak burada da daha çok yetişkinler nakil oluyor. Kayseri, Ankara ve İstanbul'a çocuklarını tedavi etmek için bu yollara, bu meşakkate katlanmak zorunda kalıyorlar. Bu konuda biz diyoruz ki, zaten bu vatandaşların çocukları ağır, hasta ve bunların tedavi edilmesi gerekiyor. Bir yönüyle çocuklarının acısını hafifletmek için uğraşırken, diğer tarafta maddî külfet olarak onlara bu yükün binmesi ve bu yol meşakkatinden çocuğun sağlığını doğrudan etkilemesi önemli bir problemdir. Bundan dolayı bu bölgede olan ilik nakli gibi, aynı şekilde en azından Diyarbakır, Van, Erzurum gibi merkezlerde de ilik nakli merkezleri kurulmalıdır. Sonuçta Diyarbakır bölge illerine hitap ediyor. Yani Batıda İstanbul'un durumu neyse, Doğuda da Diyarbakır o durumdadır. Diyarbakır bölge illerine de hitap ediyor. En azından bir an önce ilik nakli merkezi Diyarbakır'da da kurulmalı ve vatandaşlarımızı bu çileden kurtaracak bir adım atılmalıdır. Sadece Diyarbakır değil, Van'da da, Erzurum'da da, o bölgelerde de ilik nakli merkezleri kurulmalı ve vatandaşlarımız sağlıklı bir şekilde tedavilerini sürdürecek merkezler olmalıdır. İnşallah yetkililere de biz bu konuda da ulaşacağız ve bu sorunu bakanlığa da ileteceğiz. En kısa zamanda bu merkezlerin Doğu'da da kurulması için girişimde bulunacağız diyorum." şeklinde konuştu.

Kaynak :
İLKHA

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: