HÜDA PAR Milletvekili Demir: 6-8 Ekim olaylarının arkasındaki karanlık odaklar açığa çıkarılmadı
HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı ve Gaziantep Milletvekili Şahzade Demir, 6-8 Ekim olaylarının 12'nci yıl dönümü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, yaşanan saldırıların sadece sokaktaki faillerle sınırlı tutulduğunu belirterek, olayların arkasındaki organizatörler ile devlet içerisindeki karanlık odakların üzerine gidilmediğini söyledi.
HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı ve Gaziantep Milletvekili Şahzade Demir, TBMM'de gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
6-8 Ekim olaylarının 12'nci yıl dönümü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Demir, Kobani olaylarının bahane edilerek gerçekleştirilen saldırılarda çok sayıda masum insanın katledildiğini, ev, iş yeri ve kamu kurumlarının hedef alındığını belirtti.
Filistin ve Gazze'de devam eden işgal ve saldırılara ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Demir, 7 Ekim 2023'te başlayan sürecin Filistin halkının yıllardır maruz kaldığı işgal, abluka ve zulümden bağımsız ele alınamayacağını belirtti.
"Vandalizmin her türlü örneğinin sergilendiği karanlık kalkışmanın üzerinden 12 yıl geçti"
12'nci yıldönümünde 6-8 Ekim hadisesine değinen Demir, "6-8 Ekim olayları olarak yakın tarihimize geçen; vahşet, katliam, yıkım ve vandalizmin her türlü örneğinin sergilendiği karanlık kalkışmanın üzerinden 12 yıl geçti. Kobani’de yaşanan olaylar bahane edilerek Kandil’in direktifleri ve malum partinin çaktığı işaret fişeğiyle silahlı militanlar da dâhil olmak üzere güdümlü gruplar sokaklara salındı. Yine malum partinin Diyarbakır il başkanının 'Şehirde 400'e yakın IŞİD bağlantılı dernek var.' şeklindeki açıklaması, provokasyonun hedefini ortaya koymuştu. Yaşanan olaylarda, başta kurban eti dağıtan Yasin Börü ve arkadaşları olmak üzere çok sayıda masum insan hunharca katledildi. Evler ve iş yerleri ile kamu kurumları hedef alınarak geniş çaplı yıkımlar ve kundaklama eylemleri gerçekleştirildi." dedi.
"Soruşturmalar hiçbir zaman komployu tertip eden perde gerisindeki organizatörlere uzanmadı"
Kobani bahanesiyle vandalların İslami kurum ve şahısları hedeflerine koyduklarını belirten Demir, şunları söyledi:
"Bölge genelinde HÜDA PAR teşkilatları, İslamî sivil kurumlar ve İslamî kimlikleriyle bilinen şahsiyetler saldırıların başlıca hedefleri arasında yer aldı. Bu saldırıların niteliği, hedeflerin önceden belirlendiğini ve saldırıların rastgele değil, planlı ve organize biçimde gerçekleştirildiğini gösteriyordu. Saldırganlardan korunmak için bir binaya sığınan Yasin Börü ve arkadaşlarının maruz kaldığı vahşet, bunun en bariz örneğiydi. Sığındıkları evde kurşunlandılar, bıçaklandılar, yaralı halde balkondan aşağı atıldılar, üzerlerinden araçlarla geçildi ve zılgıtlar eşliğinde diri diri yakıldılar! Bu cinayet, 6-8 Ekim’de yaşanan barbarlığın hafızalara kazınan en acı sembollerinden biri oldu.
Giderek büyüyen saldırı, yağma ve yıkımlara karşı güvenlik güçleri müdahale etmek yerine sokaklardan çekilip seyirci pozisyonuna geçirildi. O dönem yürürlükte olan 'Çözüm Süreci' de dikkate alındığında, devlet kurumları içerisine çöreklenen karanlık yapıların örgüt ile ortaklaşa sahnelediği kirli provokasyon tüm çıplaklığıyla kendini ele vermekteydi. Yaşanan barbarlığın ardından yürütülen soruşturma ve yargı süreçleri maalesef sadece olaylara karışan bir kısım sokak serserisiyle sınırlı kaldı. Soruşturmalar hiçbir zaman komployu tertip eden perde gerisindeki organizatörlere uzanmadı. Özellikle kalkışmanın başında olaylara müdahaleyi engelleyerek yıkımın boyutlarının daha fazla büyümesine zemin hazırlayan devlet içerisindeki birtakım odakların örgütle girdiği kirli ilişkiler karanlıkta kaldı. Karanlık aktörler ve kirli ilişkilerin üzerine gidilmeyerek gelecekte oluşabilecek provokasyonlara imkân tanınmış oldu."
"Kirli bağlantılarla sahnelenen provokasyonların üzerine o gün yeterince gidilmedi"
Konuyla ilgili son olarak Demir, "Nitekim yaklaşık iki ay sonra Cizre’de yine PKK militanları seferber edilerek HÜDA PAR teşkilatı ve mensuplarına karşı girişilen benzer bir katliam senaryosu, o dönem devlet kurumlarında hâlâ provokasyonlar üzerinden prim kasan aktif hücrelerin pervasızlığının bir başka örneğini göstermekteydi. Kaldı ki Cizre provokasyonunda dönemin devlet içerisindeki aktörleri ve bunların saldırı öncesi KCK yöneticileriyle olan ilişkileri deşifre olmasına rağmen hiçbir işleme tabi tutulmadılar. Kirli bağlantılarla sahnelenen provokasyonların üzerine o gün yeterince gidilmedi. Etkin soruşturmalar yürütülmedi. Deşifre edilmeleri zor olmayan bu karanlık odaklar açığa çıkarılmadı. Dolayısıyla kirli ilişki ürünü provokasyonların üzerinin bir şekilde örtülerek karanlıkta bırakılması, aslında yakın siyasi tarihimizin de bir özeti olarak karşımızda durmaktadır." ifadelerine yer verdi.
"Direniş sebep değil, işgalin doğurduğu kaçınılmaz bir sonuçtur"
Gazze Şeridi'nde direniş gruplarının başlattığı Aksa Tufanı harekatının üzerinden 3 yıl geçtiğine işaret eden Demir, "İslam yurdu Filistin toprakları, 1917'den bu yana sömürgeci zihniyetin ve siyonist işgalin ağır baskısı altında var olma mücadelesi vermektedir. 1948’de Nekbe ile başlayan toprak gaspı, zorunlu göçler ve kitlesel katliamlar; bugün Kudüs-ü Şerif'in işgali ve ilk kıblemiz Mescid-i Aksa'nın esaretiyle sürmektedir. Bu sistematik kuşatmanın ve yok etme politikalarının en vahşi cephesi ise hiç şüphesiz Gazze’dir. 2007'den beri karadan, havadan ve denizden abluka altında tutulan Gazze son üç yıldır, tarihin tanık olduğu en acımasız soykırımla karşı karşıyadır. 7 Ekim 2023'te gerçekleşen Aksa Tufanı Operasyonu, onlarca yıldır biriken bu zulüm ve kıyıma karşı bir patlama noktasıdır. Siyonistlerin Gazze'ye ve Filistin'e yönelik saldırıları 7 Ekim'de başlamamıştır. Aksa Tufanı; yüz yıldır tırmandırılan zulme, tecride ve vatan gaspına karşı yükselen meşru bir direnişin adıdır. Direniş sebep değil, işgalin doğurduğu kaçınılmaz bir sonuçtur." dedi.
"İşgal rejimi, sivilleri katletmeye, bebekleri hedef almaya aralıksız devam etmektedir"
Demir, "Bugün bölge ülkelerinin arabuluculuğunda yürütülen ve adına 'ateşkes' denen süreçte dahi görülmektedir ki işgal rejimi, sivilleri katletmeye, bebekleri hedef almaya aralıksız devam etmektedir. Filistin Diplomasi Merkezinin verilerine göre, 10 Ekim 2025'te ateşkesin ilan edilmesinden bu yana Gazze'de 302’si çocuk 144’ü kadın olmak üzere 1432 Filistinli şehit olmuş, 5 bin 26 kişi yaralanmış ve 198 kişi de esir alınmıştır. Bu tablo, sözde 'Gazze Barış Kurulu'nun ortaya koyduğu sorunlu yaklaşımın açık bir göstergesidir. İşgal rejiminin ateşkes sürecinde dahi katliamlarını sürdürmesine rağmen, baskının Filistin direnişinin silahsızlandırılması üzerine yoğunlaştırılması kabul edilemez." şeklinde belirtti.
"Gazze, herkesin maskesini düşürmüştür"
Filistin ve Gazze için 7 Ekim öncesi de sonrası da değişmediğinin altını çizen Demir, "Ne soykırımdan önce ne de sonra uluslararası kurumlar ve bölge ülkeleri bu zulme karşı somut bir adım atabilmiştir. Filistin direnişi, uluslararası toplumun yıllardır süren bu tepkisizliğine, vurdumduymazlığına karşı halkını ve Mescid-i Aksa'yı korumak için harekete geçmek zorunda kalmıştır. Ne yazık ki Batı'nın sahte insan hakları söylemi kadar, İslam dünyası yöneticilerinin soykırım öncesinde de sonrasında da etkili ve caydırıcı bir tepki ortaya koyamaması, siyonist barbarlığa cesaret vermiştir. Nitekim Şehit Yahya Sinvar’ın da tarihe kazıdığı gibi; 'Gazze, herkesin maskesini düşürmüştür.' Bu tablo ortadayken işgalciyi yaptırımlarla durdurmak yerine işgale direnen Filistinlilere silahsızlanma dayatmak, barış değil teslimiyet dayatmasıdır. Gazze'de gerçek bir barış isteniyorsa öncelikle işgal ve saldırılar sona erdirilmeli, abluka kaldırılmalı, insanî yardımların önü açılmalı ve ateşkesin ihlali karşısında işgal rejimine karşı somut ve caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır. HAMAS'ı yok sayan, direnişi silahsızlandırmayı amaçlayan hiçbir plana ve sözde anlaşma teklifine taraf olunmamalıdır." diye konuştu.
"İşgal rejimini durdurmanın yolu, sözlü kınamalar değil, somut ve caydırıcı adımlardır"
Demir, "Aksa Tufanı destanının yıl dönümünde bir daha diyoruz ki; ABD'nin 'şartsız ve sınırsız' desteğini arkasına alan işgal rejimini durdurmanın yolu, sözlü kınamalar değil, somut ve caydırıcı adımlardır. İslam coğrafyasındaki ABD üsleri kapatılmalı, ABD'yi finanse eden yatırımlar durdurulmalı ve tüm anlaşmalar askıya alınmalıdır. Siyonist rejim askerî, diplomatik ve ticari her alanda tam bir izolasyona alınmalı; başta Filistin’e komşu ülke Mısır olmak üzere bölge ülkelerinin katılımıyla ortak bir askerî güç oluşturularak insanî yardımların ve güvenliğin sağlanması amacıyla Gazze’de devam eden krize derhal müdahale edilmelidir. Kudüs de Gazze de bütün Filistin de İslam yurdudur; sahipsiz değildir ve asla sahipsiz bırakılmayacaktır. Bu büyük ve tarihi direnişin mimarlarını, şehit Yahya Sinvar'ı, Muhammed Deif’i, İsmail Heniyye’yi ve ümmetin izzetini savunan aziz şehitleri rahmet ve hürmetle anıyoruz. Gazze halkının eşsiz sabrını ve direncini saygıyla selamlıyor, tüm vicdan sahiplerini işgale karşı sesini yükseltmeye çağırıyoruz." ifadelerine yer verdi.